|
Sinop Tarihi Cezaevi |
|
:: Hakkında Konuşulanlar :: |
|
Tepeyran
gibi Mehmet Ali Ayni de 1899 yılında Kastamonu mektupçuluğu yaptığı
sırada Sinop'a gitmiş ve anılarında Sinop Cezaevinden de bahsetmiştir.
"... Mutasarrıf vekili olduktan sonra meşhur Sinop kale ve zindanını
gezdi. Hapishanenin bir koğuşunda az daha düşüp bayılacaktım.
Tahammül olunamayacak kadar pis bir koku insanın genzini tıkıyordu. Bu
koğuşun kapısında laz bir hoca remil döküyordu. Onun yanında Bektaşi
bir Arnavut oturmakta idi. Önüne bir mangal çekmiş yemek pişirmekle
meşguldü. Karşılarında birkaç Aynaroz papazı vardı. Daha ötede
ise bir sarıklı bulunuyordu. Adamcağız yanındaki küpten gusül
abdesti almaktaydı. Hocanın sağı solu birçok Rum ve Bulgar eşkiyası
ile çevrilmişti. Hulasa bu koğuş Nuh Gemisinden hiç farklı değildi.
Hapishanenin bahçesinde bir de "İhtilattan men" yeri vardı.
Baş gardiyan azılı mahkumları yahut kendisini kızdırmış olan
herhangi bir şahsı buraya sokuyor ve boynuna ağır zincirler geçiriyordu."
Bir
mahkum ise 1913 Sinop Cezaevini şöyle anlatıyor: "Ben, su seviyesinden
birkaç kulaç altta bir dehlizde aylarca yattım. Kollarımdan ve
bacaklarımdan bakla denilen prangalarla duvara bağlanmıştım. Sonra hücre
cezam bitince koğuşa alındım. O zamanlar tayin çıkmazdı Sinop
zindanlarından mahkuma. Kesip yiye yiye kedi bırakmamıştık cezaevinde....
Kaçmanın imkansızlığıyla ünlü Sinop Cezaevinden buna rağmen firarlar da olmuş. Burada "deniz" sık kullanılan bir kaçış yoluymuş. İlk olarak 1914 yılında Sinop'a sürgün edilen Mustafa Suphi Rusya'ya, Ahmet Bedevi Kuran Sivastopol'a kayıkla kaçarken, Sandıkçı Şükrü "Sinop kalesinden denize uçarak" Rize'ye varıyor. 1948 yılında da Arap Kadir, 1969 yılı Temmuz ayında da Emin Aladağ kaçmayı başarmış. Başka bir mahkum ise cezaevini şöyle anlatıyor : Cezaevinde o kadar fare vardıki bazıları kedi kadardı hatırlıyorum bir mahkum farenin biri ile arkadaş olmuştu akşam fare geldiğinde onu eli ile besliyordu farede ona alışmıştı bir gün gardiyanların faresini öldürdüğünü öğrendi adam öyle içine kapanmıştıki ben çıktıktan sonra kahrından öldüğünü duydum.... Cezaevi tarihinde, avluda dört idam gerçekleşmiş. Avluya kurulan darağacında idam 1971 yılında Vanlı Nurettin Kahraman ile başlamış, aynı yıl Kızıltepeli Cemil Yıldız, Taşköprülü Mustafa Türkoğlu darağacında can vermişler. Son olarak 1982 yılında Balıkesirli Şahabettin Ovalı idam edilmiş. Cezaevinde 1979 yılında da tarihindeki tek isyan gerçekleşmiş ve isyan sonucu çıkan yangın nedeniyle cezaevi tamir görmüş. |